Türkiye’de ilk koronavirüs vakası açıklanmadan birkaç hafta önce bir öğrencim bebeğinden dolayı derse gelmeyeceğini yazdı. Tarzım ve yönetmelik gereği devam zorunluluğunu harfiyen uyguladığımı bildirdim. Arkadaşlarından birkaçı durumunu anlatıp ricacı oldular, hatta bebekle derse gelip gelemeyeceğini sordular. Benim açımdan bir sorun olmayacağını söyledim fakat çok geçmeden üniversiteler tatil edildi.
Uzaktan ders ve sınav konusunda herkeste bir heyecan ve hengame başladı. Olaylar çok tazeyken kimseye bir serbestiyet verilmemişti fakat sonra üniversiteler özgür bırakıldı. Geçen yıl dijitalde öğrenme-öğretme eğitimi almıştık ve dijital sınıf tecrübem de vardı. Öğrencilere sadece not göndermek yerine canlı ve etkileşimli bir ders için hazırlığımı yaptım. Zorunlu olmamasına rağmen canlı derslere başladık. Şaşırtıcı şekilde sınıftaki derse gelenlerin %90’ı, internet paketleri vefa ettiği ölçüde, tüm online derslere de katıldılar.

Koronavirüs haberleriyle insanlar bir yandan hem karamsarlığa düştü hem de evde durmaktan rehavete girmeye başladı. Yazının girişinde bahsettiğim öğrencimiz ise, dönem başında sınıfın en dezavantajlısı iken, bu olağanüstü olaylar yüzünden evinden dersleri takip etmeye başladı ve hiç bırakmadı. Tüm derslerde ailece hem hazır hem de aktifti. Cevap vermek ve katkı sunmak için mikrofonu açtığında 8 aylık bebeğinin sesini duyabiliyorduk. Sadece notları ve benim cümlelerimi tekrarlayarak değil, orijinal ve yaratıcı cevaplar ve sektörden çok iyi örneklerle sınavlardan en yüksek notu aldı.
Hayatın her alanında her zaman dezavantajlı insanlar olabilir. Sınıflarımda da, bazı sebeplerle derste konuşmayan, utanan, çekinen, hatta derslere dahi gelemeyen çok kişi var. Bugün bunların birçoğu, kendilerinin talep dahi etmedikleri koşullar sayesinde, sınıfın en iyileri oldular. Kendini yazarak ifade etme özgürlüğüyle de sınavlardan rahatça geçtiler. Bu yaşananlar bana şu dizeleri hatırlattı:
“Çoban çevirirse sürüyü ters yöne,
Sürüdeki topal koyun düşmez mi en öne”
Mehmet Âkif Ersoy
Temsilde hata olmaz. Sürü benzetimi, eşref-i mahlukat olan insanın yaşadıklarını özetleyen güzel bir metafordur. Her sürüde birileri ya arada ya da arkada kalır. Pandemi nedeniyle sürülerin yönü, tersine döndü. Koronavirüs musibeti, adaletli, meşru ve ahlaki şekilde birçok insanı en arkadan en öne getirdi, onlara ummadıkları hediyeler sundu.
Bunları yazarken sürüler ve çobanlar hakkında okurken, Hz. Ali’nin “Çobanların en kötüsü, sürüsünde kötüleri barındırandır.” sözüne rastladım. Bu veciz ifadede bir çobanın kalitesi, sürünün mükemmelliğine veya sürüye kurt saldırmamasına bağlanmamıştı. Sürüde kasten veya kazara kötüleri barındıran çobanın kötülüğü ilan edilmişti. Peki, sürüde kötüyü barındıran çoban ile en arkadaki topal koyunun bir alakası olabilir mi?
Diyelim ki sürüsünün içinde kötülerin barınmasına aldırmayan bir çoban, sürü uçuruma giderken bir anda onları ters yöne çevirdi ve hepsi kurtuldu. Kulağa güzel geliyor. Ancak, ölümün eşiğinden dönen bu sürü belki biraz daha yaşamaya devam edecek fakat içinde barınan kötüler yüzünden çok geçmeden zaten ya hasta ya da telef olacaktır. İşte bu sebeple, kötülerin sürünün içinde barındırılması ve sürüye sirayetinin durdurulmaması yüzünden, en arkadaki topal koyunun en öne geçebilmesi tüm sürprizini kaybedecektir. Bu yüzden, ters dönen sürüdeki topal koyunların ileride de gün yüzü görebilmesi için çobanların sürüsüne karşı böyle ince bir sorumluluğu vardır.
Hayatınız, meşru ve ahlaki yollardan bir anda dezavantajlı konumdan avantajlı hale gelebilir. Bunun için elbette çobanların inisiyatif alması ve sürüsünü an geçmeden kötülerden arındırması gerekir. Kötü çoban olmamak için sorumluluk alanlarımızı, hayatına dokunduğumuz insanları düşünmeliyiz. Herkes, ailesine, ekibine, arkadaşlarına, kurumuna ve çevresine bakıp kendisine şu iki soruyu sorsun:
- Sürümde bir tane bile kötüyü barındırıyor muyum?
- Bir çoban olarak iyi ve doğru gerekçelerle sürümü ters yöne çevirsem, ben, sürüdekiler ve sürünün asıl sahibi bundan nasıl etkileniriz?
Koronavirüsün ve kötülerin bizden uzak olduğu sağlıklı günler dilerim.